Yapı Ekolojisi, Yapı Biyolojisi ve Deprem

Büyük bir yıkımla yeniden yüzleştiğimiz deprem gerçeği, yapı çözümlerinde zemin ve yapı mimarisi kadar betondan çeliğe, ağaçtan kerpice yapı malzemelerini de yeniden tartışmaların gündemine taşıyor. Türkiye’yi yapı ekolojisi ve biyolojisi kavramıyla tanıştıran ve Yapı Ekolojisi ve Biyolojisi Enstitüsü (YBE) çatısı altında çalışmalar yürüten Mimar, Yapı Biyoloğu And Akman, “Yapıyı, topoğrafyasının ekolojik döngüleri içerisinde tasarladığımızda sürdürülebilir çözümlere kendiliğinden yaklaşıyoruz. Oysa nereye gitsek, bulundukları yere ait olmayan yapılarla karşılaşıyoruz” diyor.

1.-etkinlikler

Ekolojik mimarlığın öncülüğünü yapan yapı biyolojisi kavramı, ilk olarak 1960’lı yıllarda tıp doktoru Hubert Palm tarafından Almanya’da bir disiplin olarak kaleme alındı. 1970’li yıllarda Almanya’da gelişerek, bugünkü adıyla Alman Yapı Biyolojisi ve Sürdürülebilirlik Enstitüsü İBN ile dünyaya yayılan yapı ekolojisi ve biyolojisi çalışmaları, And Akman öncülüğünde kurulan Türkiye Yapı Biyolojisi & Ekolojisi Enstitüsü (YBE) ile Türkiye’de ivme kazandı.

Türkiye’de bu alandaki çalışmalara 1989 yılında başlayan Akman’ın ilk projesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Maslak Kampüsü’ndeki çocuk yuvalarında gerçekleştirdiği biyoklimatik diyagnoz çalışmasıydı. Biri betonarme diğeri kerpiç olan bu iki binanın, içinde yaşayan çocukların sağlıklarına olan etkilerinin incelendiği çalışma ile dünyada bir ilke imza atılırken, proje uluslararası bir referans oldu.

Yıllardır akademide ve saha uygulamalarında eğitim ve projelerini sürdüren And Akman’la yapı ekolojisi ve biyolojisi ile bu bilimin Türkiye gibi deprem gerçeği olan ülkelere vadettikleri üzerine konuştuk:

– Yapı ekolojisi ve biyolojisi Türkiye için yeni sayılabilecek bir alan; kavramlar üzerinden bu bilimsel yaklaşımı kısaca anlatır mısınız?

Yapı biyolojisi, insan ile yapılaştığı çevre arasındaki bütünsel ilişkilerin öğretisidir. Yapıların, iç mekân ve ortamların insan sağlığına olan etkilerini inceleyen bilim dalıdır. Evimiz, iş yerimiz özünde bir yapı organizmasıdır. Evimizi, iş yerimizi bizi saran üçüncü bir deri, bize en yakın yaşamsal çevre olarak tanımlamak da somut ve doğru olur. Bu üç tanımlama, bize en yakın çevre olan yapıyla ne kadar iç içe bir etkileşim içinde olduğumuzu ve ona ne kadar bağımlı olduğumuzu ifade eder.

Biyolojik ilkelerin eksikliği nedeniyle yerleşim gereksinimleri yeterince karşılanamadığı takdirde, yapı kültürü ve sanatı kendini geliştiremez, yapılaşma basitleşir, kimliksizleşir, sorumsuzlaşır. Disiplin olarak yapı biyolojisi, kültürel-biyolojik bir anlam içerir, kapsamı sınırlı olmayan, daha çok disiplinler ötesi niteliktedir.

4.-IMG_1277

SAĞLIĞIMIZI BELİRLEYEN EN ÖNEMLİ ORTAM İÇ MEKÂN

Günümüzde sağlığımızı belirleyen iki ana etken, iki ana sektör vardır: Beslenmemiz ve iç mekanlar, yani gıda sektörü ile yapı sektörleri. Bugün özellikle kent yaşamında ömrünüzün %90’ını artık kapalı yapay çevrelerde geçirdiğimizden dolayı, iç mekânlar sağlığımızı belirleyen en önemli ortamlar haline geldi. İşte yapı biyolojisi, bu iç ortamları düzenleyerek hastalanmadan sağlıklı kalmamızı hedefler. “Sağlıksal tedbirlilik” olarak da tanımlayabileceğimiz bu yaklaşım, günümüzde özellikle çevre bilincinin tabana yayıldığı gelişmiş toplumlarda yaygındır. Yapıdan kaynaklanan ruhsal ya da bedensel bir hastalığı tedavi etmek zorunda kalmak yerine, yapıyı baştan bizi hasta etmeyecek şekilde tasarlamaktır yapı biyolojisi. Sağlıklı kalmak için doktordan çok mimara ihtiyacımızın olduğunu, bütüncül tıp doktorları dahi ifade etmektedirler.

Kavramsal olarak 25 temel kurala dayanan yapı biyolojisinin uygulamasında doğal yapı malzemeleri ve akustik izolasyon, iç mekan ikliminin insan sağlığına göre yönelimi ve psikolojik uyum, ayrıca çevre, enerji ve su döngüleri ile inşaat alanının jeolojik uygunluğu gibi konuları dikkate alınır. Yapı biyolojisi bu ilkelerce yürütülen mimarlığın ve iç mimarlığın yanında, mevcut binaların biyoklimatik yapı analizi (BYA) ile ölçümlenerek insan sağlığına zarar veren yönlerinin tadilatı ile iyileştirmesi şeklinde de uygulanır. Sağlığa etki eden başlıca unsunlar ise yapı malzemeleri ve bina tasarımı, mobilyalar, elektrik tesisatı, boyalar ve cilalar, zemin kaplamaları, elektronik ev cihazları, yapı ve yalıtım malzemeleri ile klima ve kalorifer sistemleridir.

1.-danismanlik_toprak_uygulama
  • Yapı ekolojisinde boyaların etkisi nedir?

Nihai yüzey kaplamaları olarak kullandığımız boyalar, sektör ve toplumda ne yazık ki büyük oranda ‘beğeni’ üzerinden bir değerlendirmeye indirgeniyor. Oysaki renkler, sağlığımız için son derece hassas ve etkili bir husustur.

Yapı biyolojisi açısından renkleri, yani boyaları iki açıdan ele almaktayız. Birincisi rengin psikolojik etkisi. İkincisi ve son derece önemlisi de boyaların üretimleri için kullanılan ve ardından iç mekân havasına saldıkları sağlığa zararlı kimyasallardır. Kimi boyaların üretimlerinde kullanılan kimyasallar yapı ekolojisi açısından çevre sorunlarına neden olabiliyor. 

– Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini maalesef bir kez daha tecrübe ettik. Yapı ekolojisini ve biyolojisinin yapı malzemeleri kullanımı boyutunda güvenli ve sağlıklı kentleşmeye dair vaadi nelerdir?

Yapı ekolojisi ve biyolojisi, iç mekân nitelikleri kadar “sağlıklı yaşam alanlarını” da tarifler. Bunlar köy, kasaba ya da kent ölçeğinde ele alınır ve nüfus ile nüfus yoğunluğunun doğru planlanması ile başlar. Bu husus, beraberinde ‘dar alanlara sıkışmak’ ya da ‘çok katlı yapılara ne kadar ihtiyaç var’ sorunsallarını beraberinde getirir ki, örneğin Almanya ‘gelişmiş kasaba modeli’ ve ‘4 kat’ politikası ile sorununa çözüm getirmiştir; kültürel ve endüstriyel kalkınması bu politika üzerine inşa etmiştir.

Malzeme boyutunda ise depreme en dayanıklı taşıyıcı sistem zaten ahşaptır. Bu da betonarme ya da çelik taşıyıcı strüktürel malzemeler göre çok daha çevre dostudur. Yapısal ahşap taşıyıcı sistemlerin gösterdiği teknolojik gelişmeler sayesinde günümüzde çok katlı ahşap yapılar dahi üretilmektedir. Yükselme tutkusundan vazgeçip yatayda, örneğin 4 kata kadar, ahşap taşıyıcı sistemlerle pekala sağlıklı ve güvenli yaşam alanları tasarlanabilir, inşa edilebilir.

WhatsApp-Image-2019-09-22-at-14.00.29

“YEŞİL BADANA” DEDİĞİMİZ BİR ‘MIŞ GİBİ’ OLMA DURUMU GÖRÜYORUZ”

 Ekolojik mimari, yeşil bina, enerji verimli yapı, çevre dostu yapı malzemeleri vb. sürdürülebilirlik temelli üretim ve pek çok uygulama artık uluslararası tüzük, mevzuat ve mutabakatlarda da yerine aldı. Bu adımları yapı biyolojisi ve ekolojisi boyutunda değerlendirir misiniz?

Tüm bu kavramlar yoğun bir gündeme dönüşmüş olsa da, buna ilişkin standartların belirlenmesi politik bir düelloya dönüşmüş durumda. Bunun sonucu olarak ta ‘yeşil badana’ dediğimiz bir ‘mış gibi’ olma durumunu görüyoruz. Sanayinin ve politikanın istek görüşleri doğrultusunda standartlar da her ülkede farklılıklar gösteriyor, hatta parası karşılığında birçok enstitüden istediğiniz analiz sonuçlarına ulaşıp ürününüzü ‘çevre dostu’ ya da ‘insan sağlığına zararsız’ deklare ettirebiliyorsunuz.

Değerlendirmeleri ile itibarını korumuş az kurum var ne yazık ki.     

  • YBE olarak Türkiye’de neler yapıyorsunuz, yeni projeleriniz var mı? Kısaca değinir misiniz?

YBE, kurulduğu 2015 yılından bugüne sunumlar, etkinlikler, eğitimlerle 2000’nin üzerinde insana fiziki olarak dokundu. Enstitünün ana amaçları; yapı biyolojisi ve ekolojisi bilgisini yaygınlaştırmak, Türkiye’de uzmanlık ve uygulamaların artmasına öncülük etmek. Bu amaçlar doğrultusunda, YBE düzenli eğitimlerine ve uygulamalı yapı atölyelerine devam ediyor, diğer taraftan danışmanlığını üstlendiği örnek mimari proje ve uygulamaların sayıları gün geçtikçe artıyor. Bunlardan biri de merkez binası olan Kadıovacık Biyoevi. Üst yapının neredeyse tamamının doğal yapı malzemeleri ile yapıldığı Kadıovacık Biyoevi, Türkiye’de yaşam döngüsü analizinin de ilk yapıldığı konut olma özelliği taşıyor.

14.ovada_

ULUSLARARASI YAPI BİYOLOJİSİ FORUMU KASIM 2023’TE

YBE ayrıca 2019’da ilk kez düzenlediği Uluslararası Yapı Biyolojisi Forumu’nu  bu yıl ‘doğal yapı malzemeleri ve yöntemleri’ ana temasıyla gerçekleştirilecek. Diğer taraftan YBE, Türkiye’de doğal yapı malzemeleri çalışma grubunu kurarak, sektörün dönüşümünü hızlandırmayı amaçlamıştır.  Çalışma grubu güçlü bir topluluğa evrilirken 2021 yılında ayrıca Doğal Yapı Malzemeleri ve Yöntemleri Derneği kurulmuştur.   

Sonuç olarak toplamda şunu diyebilirim. Yapıyı, topoğrafyasının ekolojik döngüleri içerisinde tasarladığımızda sürdürülebilir çözümlere kendiliğinden yaklaşıyoruz. Oysa nereye gitsek, bulundukları yere ait olmayan yapılar ile karşılaşıyoruz. Taşlaşmış monologlar gibi barındırdığı insanın tinsel ihtiyaçları ya da topoğrafyasının ekolojik döngüleri ile uzaktan yakından ilgileri olmadığını görüyoruz. Ekolojik mimarlığı sadece ’çevre dostu binalar üretmek’ olarak algılarsak, bütünsel yaklaşımı eksik bırakmış oluruz.  Buradaki holistik düşünce hem tinselliği hem de yerindeliği kapsayan disiplinlerötesi bir yapıda olmalıdır.